Oğuz Yarımtepe yavru vatandan bildiriyor
By Oğuz Yarımtepe. Filed in Gezegen |Kıbrıs’ta geçen yaklaşık bir buçuk aylık zamandan sonra tanıdıklar ne var ne yok anlat deyip duruyordu. Ben de bir girdi ile bu işi çözeyim dedim. Bu girdide anlatmak istediğim çok konu var. Twitter güncellememi takip edenler judo, ippon, kıprıs, django, illegalite ve yaşam üzerine bir girdi karalayacağımdan zaten haberdardılar. Kıbrıs ile başlayalım.
Geçen 1 aylık zaman içerisinde Kıbrısın kendi kültürünü biraz tatma şansım oldu. İnsanlarının söyledikleri kadar acayip olmadığını düşünüyorum. Beklenenin ve bir takım çalışma arkadaşlarımın ısrarına rağmen Kıbrıs gece kulüplerine gitmektense, kültür kokan yerleri beni daha çok çekiyor. Aşağıda bu hafta sonu tekrar ziyaret ettiğim, Kıbrıs el sanatlarının satıldığı Büyük Han isimli yerden kareler var. Aslında biraz sonra göreceğiniz bu uzun günlük girdisinin uzun olmasının da bir amacı var.
Büyük Han her katında odalar olan, bu odalarında sanatın sergilendiği, yapıldığı veya satıldığı bir yer. Sakin bir atmosferi var. Kahvesini yudumlayan mekan sahiplerinin siz etrafta dolaşıp fotoğraf çekerken gülümsemeleri benim gibilere pek de yabancı olmadıklarını gösteriyor. Dükkanları içerisinde el işini yapanları izlemek ise ayrı bir keyif.
Tabi etrafta benim gibi başkaları da fotoğraf çekmek için vardı
Kıbrıs’ın kültürü demişken kahvesinden de bahsetmek lazım. Burada bizdeki çay kültürü gibi bir kahve kültürü var. Sabah, öğle, akşam kahve içiliyor. Kahve dediysem bildiğiniz Türk kahvesi. Türkiyedekilerden daha hafif. O yüzden de durmadan içilebiliyor. Kahve içmeyi seven biri olarak Kıbrıs ile ilgili sevdiğim yönlerden birisi de bu. Kıbrıs müzikleri de fena değil. Kıbrıs Havaları sayfasındaki Feslikan favorilerim arasında. Henüz pek gezememiş birisi olarak Kıbrıs’ın diğer güzelliklerini de gezip gördükçe ve yeri geldikçe yazıyor olacağım.
Lefkoşa’da vakit geçirmek için gittiğim mekanlardan birisi buradaki Gloria Jeans. Genelde gidip kahve içip gazete okuyorum. Kıbrıs yerel gündemini de takip etmeye çalışıyorum.
Özelde ise bazen fotoğraflık güzel kareler de çıkıyor.
Geçen bir buçuk aylık sürede ben neler yaptım kısmı da beni tanıyanların merak ettiği konulardan birisi idi. İlk haftalarda, hazır bir işe dalmadan, içimde bir dert olan Pijama‘yı elleyeyim dedim. Çalışmasını beğenmediğim bir hali ile depoya yolladığım bu uygulamayı aradan geçen uzun bir süre sonunda hatırlayıp adam etmeye karar vermiştim. Şu anki halinden daha memnunum demeliyim. Zaten o zamanlarki pisi ile şimdiki farklılaşmış, ben de oturup daha akıllı uslu işler yapacak şekilde yeniden yazdım. Pardus svn deposundaki parolamı bulabilirsem düzgün halini de gönderiyor olacağım. Şimdilik kendileri burada. Bir miktar daha olması gerekli özelliği var. Üşenmedikçe ekliyor olacağım.
Yaz dönemimde stajyerlerimizle ilgilenerek geçti denebilir. Her birisine Innovasyon içerisinde kullanmak istediğimiz bir takım özgür yazılım projeleri vermiştik. Kimi Django ile oynadı, PHP kodladı, kimi MediaWiki elledi kimi çeviri yaptı. Sonraki dönemde üniversite için bir takım not giriş uygulaması yazmam istendi, sıkıcı bir iş olmasına rağmen üniversitede böyle işler de olabileceğini bilerek Django ile bir uygulama yazmaya başladım. Bir yandan da gene Django ile yazılmış biletleme sistemini kendimize göre elledim. Bu bir aylık zamanın alışmak ve yerleşmekle geçtiğini söyleyebiliriz. Asıl yapmak istediğim işlere adam gibi girişememiş olmanın verdiği bir sıkıntı olsa da üzerimde, yakın zamanda onlara dalacağım. Hemen bu noktada hayata dair bir notla devam etmek istiyorum.
Judo sevdiğim bir spordur. Türkiyede de şampiyon sporcuları olan izlemesi keyifli bir spordur. Bizim milletin spora ilgisi futbol ve basketle sınırlı olduğunda judo deyince elin Japonuna özgü sandınız değil mi. Ama öyle değil. Judo’da IPPON diye bir puan çeşidi vardır. Ippon rakibi sırt üstü düşürmekle, yerde 25 saniye tutmakla veya rakibin pes etmesini sağlamakla olur. Olayın sırt üstü düşürmek kısmı Judo’yu çekici kılan kısımdır denebilir. Bazen bakarsınız 11 saniyede maç bitmiş veya rakiplerden birisi bir teknik yapayım derken karşısındaki onun dengesini bozup onu sırt üstü düşürüp maçı bitirmiş. Bu iki durumu izleyemebileceğiniz bir video burada. Sonra da belki zevkli müsabaka görüntülerini izlemek istersiniz. Judo’dan öğrendiğim hayat dersi, bazen sabretmek gerektiğidir. Veya atalarımızın dediği gibi üste çıktım diye sevinme altta kaldım diye yerinmedir. Başarıya ulaşmak için sabredip çalışmak gerektiğidir.
Sözün özü daha yapcak işlerimiz var
.








