Feb 5

1 Ocak 2010 tarihinden itibaren uçuşlarda sıvı kısıtlaması uygulanıyor. El bagajlarında 100 mlyi geçen sıvılara, jel, krem vb. el konuyor. Yılbaşında Kıbrıs’a dönerken başıma bir olay gelince ne menem bir şeydir diye araştırdığım bir konu oldu. Sırt çantamda 150 ml Dove krem var idi. Kremi epeydir kullanıyordum. Saat 5.30 gibi uçağa binmek için son kontrol noktasında bekliyorduk. Kontrol için güvenlik gelebilirsiniz dedikten sonra ben de  çantayı cihaza bırakıp geçtim. Cihazın başındaki görevli bu çantada sıvı bir şey var diye seslendi bana. Ön gözde dedi. Evet krem var dedim. Açtı. Baktı 150 ml bir krem. 100 ml üzerini alamıyoruz dedi. Ben de uyku sersemi, o kullanılmış bir kutu, içindeki belki 100 mlnin altındadır dedim. Görevli gülümsedi. O da görevini yapıyordu. Ayakta duran bayan sert bir şekilde kutuyu aldı, baktı, bizim için bunu hacmi önemli dedi. Açıkcası tartışmanın bir anlamı yoktu. Onlar da bir kuralı uyguluyorlardı. Elimle söylendiği gibi para verip aldığım kremi çöpe attım.

Şimdi olayın benim açımdan garip noktalarına gelelim

* Güvenlik görevlisi kutunun kaç ml olduğuna üzerine bakarak karar verdi. Yani bir dahaki sefere sırf sistemi denemek için, aynı kremden alıp, üzerindeki 150 yi 100 yaparsam geçer muhtemelen.

* Görevli içine açıp bakmadı bile. Bana sordu ne var diye. Yani içine şu epeydir ortalarda olmayan domuz gribi koysam dahi bilgisi olamazdı.

* Elimle çöpe attım, o çok koydu.

Ben de bunun üzerine Ulaştırma Bakanlığı’na bir eposta attım. Epostam Sivil Havacılık Dairesine yönlendirilmiş ve bir yanıt geldi. Kısaca, bu 100 ml uygulaması 10 Ağustos 2006′da İngiltere’de ortaya çıkan terörist plan sonrasında sivil havacılık gündemine girmiş. 6 Kasım 2006′da çıkarılan 1546/2006 tüzüğü ile tüm AB üyesi ülkelerde ve İsviçre, İzlanda ve Norveç’te, ABD ve Kanada’da uygulanmaya başlamış. Türkiye de ECAC üyesi bir devlet olduğundan tavsiye kararına uyarak bu uygulamayı diğer devletlerdeki gibi aynı kurallar dahilinde uygulamaya başlamış. Neden 100 ml peki? Birleşmiş Milletler bünyesindeki Patlayıcılar Çalışma Grubunda yapılan araştırma, testler ve risk değerlendirmesi neticesinde sıvıların 100 ml lik kaplarda 1 litreklik poşette taşınması halinde (1 lt’lik poşete yaklaşık 6 adet kap sığmaktaymış) uçuşun emniyetini tehlikeye düşürmeyeceği sonucuna varılmış. Bilim adamları araştırmış bulmuş, bir şey diyemeyecem bu konuda. Peki bizde 100 ml olduğu nasıl anlaşılıyor? Baya, ya size soruyorlar ya da üzerindeki yazıları okuyorlar. Yani ben teroristlik yapmak istesem, alırım 200 ml sıvı patlayıcı, koyarım Dove krem kutusuna, yazıları bir güzel 100 diye düzenlerim, sorarlarsa da 100 der geçerim. Peki biz neden illa 100 diye uyguluyoruz? E çünkü diğer ülkelerde de öyle de ondan. Epostadaki şu satırlara bakalım:

“Ülkemiz yukarıda adı geçen uluslarası kuruluşların aldığı kararları  ve berlilediği standartları uygulamakla yükümlüdür.”

Bu konudaki uygulama diğer ülkelerde hangi standartlarda uygulanıyor bilmiyorum. Belki de sadece Kıbrıs uçuşlarında bir acayiplik vardır. Standart denilen kavram sadece 100 sayısına bağlı bir şeydir diye de anlaşılıyor olabilir.

Siz siz olun, uçağa binerken el bagajınızda üzerinde 100 ml üzeri bir şey yazan herhangi bir kap bulundurmayın. İçi boş dolu farketmez.

Nov 12

Yarın (13 Kasım, Cuma) Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde MEB öğretmenleri için Linux tanıtım semineri vereceğim. Seminer saat 14:00′da, 4 numaralı salonda.  B.İ.T (Bilgi ve İletişim Teknolojileri) öğretmenleri için düzenlenen seminer, Linux Nedir? Yenir Mi? ile Linux Masaüstü Dünyası karışımı bir şey olacak. Linux konuşmak isteyip Lefkoşa’da olanlar varsa bekleriz.

Sep 6

Kıbrıs’ta geçen yaklaşık bir buçuk aylık zamandan sonra tanıdıklar ne var ne yok anlat deyip duruyordu. Ben de bir girdi ile bu işi çözeyim dedim. Bu girdide anlatmak istediğim çok konu var. Twitter güncellememi takip edenler judo, ippon, kıprıs, django, illegalite ve yaşam üzerine bir girdi karalayacağımdan zaten haberdardılar. Kıbrıs ile başlayalım.

Geçen 1 aylık zaman içerisinde Kıbrısın kendi kültürünü biraz tatma şansım oldu. İnsanlarının söyledikleri kadar acayip olmadığını düşünüyorum. Beklenenin ve bir takım çalışma arkadaşlarımın ısrarına rağmen Kıbrıs gece kulüplerine gitmektense, kültür kokan yerleri beni daha çok çekiyor. Aşağıda bu hafta sonu tekrar ziyaret ettiğim, Kıbrıs el sanatlarının satıldığı Büyük Han isimli yerden kareler var. Aslında biraz sonra göreceğiniz bu uzun günlük girdisinin  uzun olmasının da bir amacı var.

Büyük Han her katında odalar olan, bu odalarında sanatın sergilendiği, yapıldığı veya satıldığı bir yer. Sakin bir atmosferi var. Kahvesini yudumlayan mekan sahiplerinin siz etrafta dolaşıp fotoğraf çekerken gülümsemeleri benim gibilere pek de yabancı olmadıklarını gösteriyor. Dükkanları içerisinde el işini yapanları izlemek ise ayrı bir keyif.

Tabi etrafta benim gibi başkaları da fotoğraf çekmek için vardı :)

Kıbrıs’ın kültürü demişken kahvesinden de bahsetmek lazım. Burada bizdeki çay kültürü gibi bir kahve kültürü var. Sabah, öğle, akşam kahve içiliyor. Kahve dediysem bildiğiniz Türk kahvesi. Türkiyedekilerden daha hafif. O yüzden de durmadan içilebiliyor. Kahve içmeyi seven biri olarak Kıbrıs ile ilgili sevdiğim yönlerden birisi de bu. Kıbrıs müzikleri de fena değil. Kıbrıs Havaları sayfasındaki Feslikan favorilerim arasında. Henüz pek gezememiş birisi olarak Kıbrıs’ın diğer güzelliklerini de gezip gördükçe ve yeri geldikçe yazıyor olacağım.

Lefkoşa’da vakit geçirmek için gittiğim mekanlardan birisi buradaki Gloria Jeans. Genelde gidip kahve içip gazete okuyorum. Kıbrıs yerel gündemini de takip etmeye çalışıyorum.

Özelde ise bazen fotoğraflık güzel kareler de çıkıyor.

Geçen bir buçuk aylık sürede ben neler yaptım kısmı da beni tanıyanların merak ettiği konulardan birisi idi. İlk haftalarda, hazır bir işe dalmadan, içimde bir dert olan Pijama‘yı elleyeyim dedim.  Çalışmasını beğenmediğim bir hali ile depoya yolladığım bu uygulamayı aradan geçen uzun bir süre sonunda hatırlayıp adam etmeye karar vermiştim. Şu anki halinden daha memnunum demeliyim. Zaten o zamanlarki pisi ile şimdiki farklılaşmış, ben de oturup daha akıllı uslu işler yapacak şekilde yeniden yazdım. Pardus svn deposundaki parolamı bulabilirsem düzgün halini de gönderiyor olacağım. Şimdilik kendileri burada. Bir miktar daha olması gerekli özelliği var. Üşenmedikçe ekliyor olacağım.

Yaz dönemimde stajyerlerimizle ilgilenerek geçti denebilir. Her birisine Innovasyon içerisinde kullanmak istediğimiz bir takım özgür yazılım projeleri vermiştik. Kimi Django ile oynadı, PHP kodladı, kimi MediaWiki elledi kimi çeviri yaptı. Sonraki dönemde üniversite için bir takım not giriş uygulaması yazmam istendi, sıkıcı bir iş olmasına rağmen üniversitede böyle işler de olabileceğini bilerek Django ile bir uygulama yazmaya başladım. Bir yandan da gene Django ile yazılmış biletleme sistemini kendimize göre elledim. Bu bir aylık zamanın alışmak ve yerleşmekle geçtiğini söyleyebiliriz. Asıl yapmak istediğim işlere adam gibi girişememiş olmanın verdiği bir sıkıntı olsa da üzerimde, yakın zamanda onlara dalacağım. Hemen bu noktada hayata dair bir notla devam etmek istiyorum.

Judo sevdiğim bir spordur. Türkiyede de şampiyon sporcuları olan izlemesi keyifli bir spordur. Bizim milletin spora ilgisi futbol ve basketle sınırlı olduğunda judo deyince elin Japonuna özgü sandınız değil mi. Ama öyle değil. Judo’da IPPON diye bir puan çeşidi vardır. Ippon rakibi sırt üstü düşürmekle, yerde 25 saniye tutmakla veya rakibin pes etmesini sağlamakla olur. Olayın sırt üstü düşürmek kısmı Judo’yu çekici kılan kısımdır denebilir. Bazen bakarsınız 11 saniyede maç bitmiş veya rakiplerden birisi bir teknik yapayım derken karşısındaki onun dengesini bozup onu sırt üstü düşürüp maçı bitirmiş. Bu iki durumu izleyemebileceğiniz bir video burada. Sonra da belki zevkli müsabaka görüntülerini izlemek istersiniz. Judo’dan öğrendiğim hayat dersi, bazen sabretmek gerektiğidir. Veya atalarımızın dediği gibi üste çıktım diye sevinme altta kaldım diye yerinmedir. Başarıya ulaşmak için sabredip çalışmak gerektiğidir.

Sözün özü daha yapcak işlerimiz var :) .

Aug 3

NEU öğrenci veri tabanı zamanında MsSQL sunucu üzerinde inşa edildiğinden benim de yazacağım uygulamada bir şekilde ona bağlanmam gerekti. Şu aralar MsSQL den MySQL’e göç devam etse de şimdilik pek haz etmesem de sevgili Ms sunucu ile konuşmam gerekecek.

Pardus altında Ms sunucuya veri tabanı bağlantısı yapabilmek için FreeTDS  ve unixODBC ikilisini kullandım. unixODBC, Unix için ODBC arayüzü olarak geçen ve Pardus 2008.2 ile varsayılan kurulu gelen bir paket. Ayar dosyalarına bakmak için

$ odbcinst -j
unixODBC 2.2.12
DRIVERS…………: /etc/unixODBC/odbcinst.ini
SYSTEM DATA SOURCES: /etc/unixODBC/odbc.ini
USER DATA SOURCES..: /home/oguz/.odbc.ini

Varsayılan olarak odbcinst.ini ve odbc.ini dosyaları boş geliyor Pardus’ta. Birazdan odbc.ini’yi elliyor olacağız. Önce FreeTDS kurulumu yapmak gerekiyor. Pardus depolarında henüz olmayan bir paket kendileri. Bu durumda her fani gibi kaynağını çekip derleyip kurmamız gerekiyor. http://www.freetds.org/ adresine girdiğimizde kararlı sürümünü indirip tar.gz dosyasını açtıktan sonra aşağıdaki adımları takip etmek yeterli oluyor kurulum için.

$ ./configure –enable-msdblib

$ make

$ sudo make install

Kurulum varsayılan olarak /usr/local/ altına dosyalarını yerleştiriyor. /usr/local/etc/freetds.conf dosyasındaki ilgili alanı şu şekilde değiştiriyoruz:

[egServer70]
·   host = sunucu ip numarası
·   port = 1433
·   tds version = 8.0

Bu dosya içerisindeki ; ile başlayan ve işimize yarayacağını düşündüğümüz satırları da açabiliriz. Ben tds version kısmını [gloabal] altında 5.0 olarak değiştirip başındaki noktalı virgülü kaldırmışım. Ayrıca log satırını da açmışım.

sonra da odbc.ini dosyasını elliyoruz:

[dsn]
Description = MSSQLSERVER
Driver = /usr/local/lib/libtdsodbc.so
Servername = egServer70
Database = baglanilacak veri tabanı adı

Şimdi de pyodbc kullanarak bu işleri kullanabileceğimiz hale getirelim.

In [1]: import pyodbc

In [2]: pyodbc.connect(‘DSN=dsn;UID=oguz;PWD=.pass:parolaniz. .’)
Out[2]: <pyodbc.Connection object at 0xb770f200

Burada en kritik nokta sevgili Ms sunucunun parolayi .pass:bilmemne. . formatinda alıyor olması. Bunu onca uğraştan sonra hala bir giriş sorunu yaşarken, bir de windows bilen birileriyle bakalım şu olaya deyince öğrendim. Cahillik zor şey vesselam :)

Jul 19

Yarın 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı’nın 35. yıldönümü. Hititler, Mısırlar, Asurlar, Roma ve Bizans İmparotorluğu, Osmanlılar ve İngilizler’in gelip geçtiği Akdeniz’in bu 3. büyük adasında yarın barış harekatının yıldönümü nedeniyle kutlamalar olacak. Bir zamanların aralarında problem olmadan beraber yaşayabilen Rum ve Türk köylerinden şimdi geriye 2 ayrı kesim kalmış. Bir takım Yunan müdahaleleri ile karmaşıklaşan hayatlar insanları göçe zorlamış ve bugün kuzey kesimi denilen Kıbrıs’ın bu nispeten daha kurak kesiminde aradan geçen 30 küsur sene sonunda kanıksanan yaşam, kimilerini artık temelli burada yaşama bağlamış ve güneydeki zamanlarını mazide birer anı olarak bırakmışlar.

Bundan bir kaç gün önce YDÜ‘nün konuk evinde kahvaltıyı hazırlayan teyze ile yaptığım kısa sohbet beni o zamanlara aldı götürdü denilebilir. Yaşadığı köy Rum köyleri ile çevrili olan ama iki halk arasında da bir problemin olmadığını söyleyen teyzem, eski bir mücahit imiş aynı zamanda. Yaşadıklarını anlatınca bu anlattıklarını devlet büyükleri, çözüm arayanlar ve bir takım çözümlere ayrılıklar gerekçesiyle hayır diyenler dinlese acaba bıraksalar bu insanların gayet de problemsiz yaşacaklarına inançları artmaz mıydı diye soruyor insan kendi kendine. Sanki şu sınırlar toprakta değil de kafalarda çizilmiş gibi.

Dünya coğrafyasının değişik yerlerinde toprak ve onun altındakiler için üzerindeki canlılar cansız mahluklar olarak görülüp acılar çekerken, bu acımasızlıkları yapanların bir gün kendi halklarının sesi altında ezileceğini düşünüyorum. Bütün insanlık bu kadar kalpsiz olamaz.

Bundan 30 küsur sene önce silahla yapılan savaşların artık kalemle devam ettiğini düşünüyorum. Çözümlerin de gene kalemle yapılacağına inanıyorum. Umarım kimilerinin unuttuğu bu adada YDU Innovasyon ve Bilişim Teknolojileri Merkezi çalışanları olarak yapacaklarımızla biz de barışa bir katkı sağlayabiliriz. Ortak aklın sonucu ortaya çıkacak özgür yazılım projeleri ile akılları bir araya getirip toprakla ayrılmış sınırları yıkabiliriz.

Jul 13

2007 yılında İYTE’de başladığım yüksek lisansımı 2009 Temmuzundaki savunmam sonunda başarılı bir şekilde tamamladım. Yüksek lisansın son aylarında da bazıları için radikal sayılabilecek bir karar alıp Vestelden ayrılıp Yakın Doğu Üniversitesi İnnovasyon Merkezi‘ne gitmeye karar vermiştim. Bu sayede hem teze yoğunlaşıp tamamlama hem de Kıbrıs’ta yapacaklarımızı Erdinç ile konuşma fırsatım oldu. Bu iş ve yer değişikliği ile ilgili çok laf edilebilir ama kısaca burada yapmayı planladıklarımızın heyecan verici ve ses getirecek işler olacağını düşünüyorum. Üniversite ortamında gençlerle çalışmak, bir sürü Linux projesine imza atacak olmak beni heyecanladırıyor.

Kıbrıs’a bugün geldim. Innovasyon Merkezi’inin kapısında daha ÇOMÜ Bilgisayar Mühendisliği’nden Necdet Hoca‘nın öğrencilerinden Mete’yi görüp selamlaştık. ÇOMÜ’den iki öğrenci (diğeri Mehtap) burada staj yapıyor. Aslında bu yaz epey stajyerimiz var. Yapacak da çok iş var. Önümüzdeki günlerde gelişmelerle daha sık karşınızda olacağım diye tahmin ediyorum. Kıbrıs’tan herkese sevgiler.

Apr 16

Şenliği uzaktan takip edeceklerdenim. Bu takibin sadece Gezegen ana sayfasadaki şenlik haberleri ve fotolarıyla sınırlı olması beni üzse de belki sonraki şenliklerde ortama bir de canlı video yayını eklenir.

Şenlik alanında şenlik ekibinden sadece Alper Kanat olacak. Orada olup Gezegensel konularda şikayetleri ve önerileri yüz yüze konuşabilmek güzel olabilirdi ama bu görevde Alper yalnız olacak. Her ne kadar LKD Üye sistemine girip trac üzerinden Gezegen’le ilgili şikayet, hata, iyileştirme ve isteklerinizi bildirip sonra da bunları takip edebiliyor olsanız da hazır şenliğe gidenler için ortamda zaten bunu iletebilecekleri birisi olacağından Gezegensel laflarınızı kendisine saklayabilirsiniz.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden bu sene de yoğun bir katılımın olacağının haberini Necdet Hoca ile olan kordon sohbetimizde almıştım. Mezun olduğum üniversitede işlerin daha iyiye gittiğini görmek beni mutlu ediyor.

Mar 16

Feb 8

Sunucu: merhaba Neşe Hanım, yarışmamıza hoş geldiniz.

Neşe: Hoş bulduk.

Sunucu: Heyecanlı mısınız?

Neşe: Aslında buraya gelirken çıkıcam direk söylicem, kimseye sormıcam diyordum ama buraya çıkınca biraz heyecan bastı sanki

Sunucu: O zaman biraz sizi ve ailenizi tanıyalım. Anneniz, babanız, dedeniz, köpeğiniz, eski kocanız, …. da gelmiş sizi desteklemeye. Bakalım neşe hanım kimmiş?

Arka ses: Neşe Hanım 19bilmem kaç Londra doğumlu. Multi milyarder bir ailenin tek kızı. Eğitimini özel okullarda tamamladıktan sonra baba parasıyla Londra’nın 2.en büyük alışveriş merkezini açtı. Halen oranın genel müdürlüğünü yapıyor. Neşe Hanım hummer kullanıp, uçağıyla Paris üzerinde dolaşmayı seviyor. Yarışmadan kazandığı yarayla tek çocuğuna iyi bir gelecek sağlayacak.

çılgın izleyici kitlesi alkışlar, ıslıklar

Sunucu: peki Neşe Hanım o zaman başlayalım. Elimdeki parayı atıyorum. Sizce yazı mı tura mı?

Neşe Hanım: Aslında ben buraya gelirken kesin yazı dicem diye düşünüyordum, şimdi biraz kararsız kaldım

Sunucu: O zaman Haydar Abiye bir danışalım, ne diyorsun Haydar Abi?

Haydar Abi: Valla Kemal, geçen gün sen çizgili gömlek giymiştin şimdi dikkat ettim gömleğin düz ve beyaz. O açıdan bence tura gelecek ama gene de ben etkilemiş olmıyayım.

Neşe Hanım: O zaman bir de Necla’ya sorsak? Pek emin olamadım.

Necla: Ya neşe, biliyorsun ben dedim mi tura getirtiyorum, yani bu gece de öyle olacak. Ama ben gene de etkilemiş olmayayım.

çılgın izleyici kitlesi çoşar, “ne şe ne şe” diye bağırmaya başlar.

Sunucu: Bir saniye telefonda Murtaza var, diyor ki bu kadar parası olan birinin ne işi var bu programda, zaten saçma bir program yapıyoruz, bir de üstüne para mı verelim bu kıza? Hazır madem gelmiş, biz de zaten yapacağımız kadar reyting yapmışızdır yazsın bize 50000YTLlik bir çek de haftaya erotik bir şeyler bulalım getirelim.

Sunucu: Ne diyorsun Neşe Hanım Var Mısın yoksa Var Mısın?

Neşe Hanım: eee şey ikincisi madem.

Sunucu: oldu madem şu çeke bir imza alalım, hadi geçmiş olsun.

Yazanın notu: Tüm kanallardaki tüm yarışma ve evlilik programlarının kaldırılmasını istiyorum.

Feb 8

Yüksek lisansımın normalinde bu dönem bitmesi gerekiyor ama tezimi bu dönem içerisinde tamamlayabileceğimi sanmıyorum. Yüksek lisansımı İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Bilgisayar Mühendisliği’nde yapıyorum. Buradaki yönetmeliğe göre 21 krediyi tamamlamam gerekiyor mezun olabilmek için. Bir de tez yapmam lazım bu dersler sonunda. Bu 21 kredi olayını doğru bulmuyorum. Eğer çalışıyorsanız, dersleri aynı güne denk getirmeye çalışıyorsanız ve bu denk gelme olayı da bazen çekilmez dersleri veya hocaları içerebiliyor. Yani bir bakıma zorunluluktan ders seçmişliğim ve takip etmişliğim oldu. Pek tat almasam da iyi taraflarından bakıp olayı neticelendirmeye çalışıyorsunuz. Ama derse her gittiğimde burada harcadığım zamanda başka şeyler yapıyor olabilirdim de demişimdir.

21 kredi yaklaşık 7 ders yapıyor. Bu 7 dersin hepsi de elbette sizin yüksek lisansa kabuldeki mülakatta söylediğiniz öğrenmek veya uzmanlaşmak istediğiniz alanla ilgili olmuyor. Bence bu kredi olayında öğrencinin istediği 3 4 dersin seçmesi yeterli olmalı.

Yanılmıyorsam Necdet Hocam bir keresinde eğer akademisyen olacaksanız veya doktora yapacaksanız yüksek yapın yoksa çok da mühim bir şey değil gibisinden bir şey demişti. Bu aralar kendisine hak veriyorum. Yüksek lisans tezlerinde yapılan çalışmalara bakıyorum da olması gerektiği gibi olmayan, biraz aceleye gelmiş çalışmalar. Ya yetersiz bilgisizlikten, ya iş hayatının yorgunluğundan bir şekilde biraz aceleyle sonuçlandırılmış bu çalışmalar neticede 3 kişilik bir juriden geçiyor. O jurideki iki hoca zaten kendi üniversitenizden olduğundan pek de sorun çıkmadan Mühendis lakabınızın başına bir de Y eklenmiş oluyor. İş hayatında da yüksek mühendis olup olmamanız işveren için çok kritik bir olay değil. Sizin için daha yüksek maaşla başlama şansınız var, onun açısından bazı vergi indirimi ve teşviklerden yararlanma şansı.

Elbette ki bu eğitim sürecinin hakkını verenler, tez çalışmalarına da gerekli özeni gösterenler de var. Gözlemlediğim kadarı ile bu sayı olması gerekenin altında :) .

Genel olarak bakınca 4 yıllık lisans eğitiminin 2 yıl daha uzatılmış halini yaşıyor gibiyim aslında. Bence bu uzatma işini şu 4ü 5 yaparak yapsalar ve insanlar direk Ymühendis olarak mezun olsa. Yüksek lisans diye bir şey olmasa ve isteyen doktoraya başvursa sanki daha hayırlı bir şeyler olacak gibi geliyor.

« Previous Entries